Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Yazılar’ Category

0.000 ile 15.000 arasinda oldugu tahmin edilen Turkiye’deki Kazak Turkleri, Turkiye’ye ilk olarak 1952 yilinin sonlarina dogru gelmeye basladilar. Turkiye’ye yapilan bu goc gelisi guzel olmadi. Onlara bu goc esnasinda Elishan Elifoglu, Osman (Tastan) Teyci Zayifoglu, Sultan Serif Zuvkaoglu, Huseyin Teyci Tolevbayoglu, Alibek Rahimbekoglu, Delihan Canimhanoglu Canaltay gibi liderler onculuk etti.Kazaklarin Turkiye yerlesmesinden sonra gecen yarim asirlik donemde, onlar hakkinda bir cok arastirmalar yapildi. Kazaklarin kendi icinden cikan yazarlar da Kazaklarin tarihi ve orf-adetleri konusunda kitaplar nesrettiler. Kazaklarin Turkiye’ye yerlesmelerinden itibaren bu gune kadar yapilan bu arastirmalari 4 safhada ele alabiliriz:

1. Kazaklari dunyaya tanitma;
2. Kazaklarin kendilerini Turk halkina ve kendi nesillerine tanitmasi;
3. Kazaklarin Turkiye’deki yasantisini inceleme;
4. Turkiye’deki Kazaklarin kendilerini Kazakistan’a tanitmasi.

Simdi bu donemleri ayri ayri ele alarak, yapilan calismalari gozden gecirebiliriz.
Birinci donem, Kazaklarin Turkiye’ye yerlesmelerinin ilk yillarina rast gelmektedir ve 1953-1960 yillarini kapsar. Pakistan ve Kesmir’den goc ederek Turkiye’ye gelen Kazaklarin vatanlari Cin’deki Dogu Turkistan bolgesi idi. 1930’lu yillarda Dogu Turkistan’in Cinli Genel Valisi Sin Si Say’in baski ve zulmune tahammul edemeyen Kazaklar yurtlarindan hicret etmeye mecbur kaldi. Himalaya daglarini asarak, Tibet’ten gecerek 1940’li yillarin basinda Hindistan’a geldiler. Burada yaklasik 12 yil suren muhaceretten sonra, Kazaklar 1952 senesinin Eylul ayindan baslayarak Turkiye’ye iskanli gocmen olarak yerlesmeye basladilar. Bu yillarda Kazaklar Turkiye ve diger Avrupa ulkelerinde pek bilinmemekteydi. Hatta Kazak diye bir halkin varligindan habersiz olanlar cogunluktaydi. Bilenlerin bir kismi ise Kazaklari, Kazaci de denilen hristiyan Rus Kazaklari ile karistirmaktaydi.

Iste bu donemde bazi arastirmacilar Turkiye’ye gelen Kazaklarin tarihi ve kulturu ile ilgilendiler. Bunlar cogunlukla Kazaklari daha onceden taniyan ve bilen kimselerdi veya boyle kimselerin tavsiyesi uzerine Kazaklar uzerine arastirma yapmaya basladilar. Bunlar “Kazaklar kimlerdir?”, “Nicin ve nasil Orta Asya’dan Turkiye’ye goc etmislerdi?” gibi sorulari cevaplamaya calisarak, onlari dunya kamuoyuna tanitmayi amacliyorlardi.

Bu konuda ilk adimi Ankara Universitesi’nden Saadet Cagatay’in attigini goruyoruz. Saadet hanim 1952 senesi ekim ayinda Kesmir’den bir grup Kazak Turk’unun Turkiye’ye gocmen olarak geldigini duydu. Gelen Kazaklarla tanismak uzere 1953 senesinin Subat ayinda Ankara’dan Istanbul’a geldi. Onlari Istanbul’da Sirkeci’deki gocmen misafirhanesinde buldu. Orada Kazaklarin Huseyin Teyci’nin onderliginde Turkiye’ye gelen grubu ile karsilasti. Saadet hanim Turkiye’de bu yillarda Kazak Turklerinin tarihini ve kulturunu bilen ve taniyan insanlarin en onde gelenlerinden birisiydi.

Cunku Saadet hanimin ailesi ve yakin cevresi Kazaklarin ozellikle XX. yuzyilin basindaki siyasi olaylari ile yakindan alakali kimselerdi. Saadet hanimin babasi Ayaz Ishaki ve esi Tahir Cagatay, Kazak Turklerinin bagimsizligi icin mucadele eden devlet adami, yazar ve gazeteci Mustafa Cokay’in dava arkadaslariydi.

1917 Bolsevik ihtilalinden sonra kurulan Rusya ve Sibirya Tatarlari Milli Kultur Ozerkliginin Dis Isleri Bakani gorevin ifa eden Ayaz Ishaki daha sonra Avrupa’ya gecmek zorunda kaldi. Avrupa’da Mustafa Cokay ile birlikte ulkesinin bagimsizligi icin calismalar yapan Ayaz Ishaki 1928-1939 senelerinde “Yana Milli Yol” adinda bir dergi yayinladi. Bu sirada, yani 1929-1939 yillarinda Mustafa Cokay da “Yas Turkistan” (Genc Turkistan) dergisini yayinladi. Ayaz Ishaki 1954 yilinda Ankara’da vefat etti.

Saadet hanimin esi Prof. Dr. Tahir Cagatay ise, Mustafa Cokay’a oz kardesi kadar yakin oldu. 192O’li yillarda Ozbekistan’dan gelerek Almanya’da tahsil gormeye baslayan Tahir Cagatay, burada Mustafa Cokay ile tanisti ve yayincilik faaliyetlerinde ona ve Ayaz Ishaki’ye yardimci oldu. Tahir Cagatay, Mustafa Cokay’in 1941 yilinda Berlin’de olmesinden sonra, Turkiye’de onun eserlerini ve fikirlerini tanitan bir cok kitap ve makaleler nesretti.

Saadet hanim, babasi Ayaz Ishaki ve esi Tahir Cagatay vesilesiyle yakindan asina oldugu Kazaklardan bir grubun Turkiye goc ettigini duyunca kayitsiz kalamadi ve vakit gecirmeden onlari Istanbul’da arayip buldu.

Dil ve edebiyet sahasinda arastirmalariyla taninan Saadet hanim Kazaklarin goc tarihinden ziyade onlarin agiz edebiyati orneklerini toplamaya ozen gosterdi. Onlardan atasozleri, aytis (atisma), car-car gibi gibi Kazak sozlu edebiyatinin orneklerini topladi. Saadet hanim esi Tahir Cagatay’la birlikte Kazaklarla Istanbul’da yaptigi bu ilk gorusmeden sonra, 1954 yilinda da Kayseri’nin Develi nahiyesine yerlesen Huseyin Teyci ve arkadaslarini ziyaret ederek, arastirmalarini devam ettirdi.

Saadet Cagatay, bu arastirmalarini “Kazakca Metinler” adiyla 1961 senesinde Ankara’da yayinladi. Kitabin onsozunde Saadet hanim Huseyin Teyci’nin Kazaklarin Turkiye’ye gocu konusunda verdigi bilgileri aktarir. Bu bilgiler, Turkiye Kazaklarinin tarihi acisindan buyuk onem arzetmektedir. Cunku 1964 senesinde vefat eden Huseyin Teyci’nin kendisinen alinan direkt bilgiler, baska hic bir eserde yoktur.

I. donemde Turkiye Kazaklari hakkinda ikinci eser, Ingiliz gazetecisi Lias Godfrey tarafindan yayinlandi. Onun Alibek Hakim onderliginde Turkiye’ye yapilan Kazak gocunu konu eden “Kazak Gocu” adli eseri 1956 yilinda Londra’da yayinlandi. Turkiye’nin Manisa sehri Salihli ilcesinde yerlesen Alibek Hakim’e Godfrey’i tanistiran Ingiliz diplomati Foks Holmes idi. 1940’li yillarda Ingiltere’nin Urumci konsolosu gorevini yapan Holmes Kazaklari iyi bilmekteydi. Hatta onun bu konsolosluk gorevi sirasinda Alibek Hakim ile tanismis olmasi da muhtemeldir.

Godfrey eserinde Dogu Turkistan Kazaklari hakkinda genel bir malumat verdikten sonra, Boke Batur ve Osman Batur ile ilgili efsaneleri anlatir. Bu iki kahramanin Cinliler ile olan mucadelelerini etraflica tasvir eder. Bundan sonra Godfrey Alibek Hakim’in onderliginde yapilan Kazak gocunun hadiselerini genis bir sekilde okuyucularina anlatir.

1960-1980 yillarini kapsayan II. donem Kazaklarin onlarca yil goc yollarinda perisan olduktan sonra, Turkiye’de yerleserek rahata kavustuklari donem oldu. Turkiye’de Kazaklar artik yavas yavas ticaret yapmaya, kucuk atolyeler acarak para kazanmaya basladilar ve cevrelerindeki insanlarla iliskilerini arttirdilar. Cocuklar Turk okullarinda egitim aldilar. Bu devrede Kazaklar Turk halkinin kendileri hakkinda fazla bir bilgiye sahip olmadiklarini farkettiler. Turkler ilk karsilasmalarda, simalari kendilerine benzemeyen cekik gozlu, cikik elmacik kemikli Kazaklardan hangi milleten olduklarini sormadan edemezlerdi. “Kazak” cevabi da cogu zaman onlar icin bir sey ifade etmezdi. Bu yuzden ayni simaya sahip Tatarlari iyi bildiklerinden, Kazaklari daha cok Tatar diye adlandirirlardi. Diger bir ifadeyle, Turk halki genellikle Kazak diye bir halkin varligindan habersiz gorunuyordu. Bazilari ise Kazak Turklerini Rus Kazaklariyla karistiriyorlardi.

Bundan dolayi Kazaklar, karisikliga ve anlasilmazliga meydan vermemek icin, kendilerini cogunlukla Turkistanliyiz diye tanitmayi yegliyorlardi. Iste boyle bir atmosferde, Kazaklarin kendi arasindan cikan bazi yazarlar Turk halkina Kazak halkinin tarih ve kulturunu anlatmak ve nasil ve nicin Turkiye’ye goc ettiklerini izah etmek uzere kitap yazma ihtiyacini hissettiler.

Ayrica, Turkiye’de dogup buyuyen yeni genc nesillere de kendilerinin kim olduklarini ve nereden nasil geldiklerini unutturmamak icin de boyle kitaplar yazmak bir ihtiyacti. Cunku zamanla genclerin gecmislerini unutma tehlikesinin ortaya cikacagi muhakkakti.

Cunku, Komunist Dogu ile Kapitalist Bati bloku arasindaki soguk savasin etkisiyle, Turkiye’deki Kazaklarin Sovyet yonetimine tabi Kazakistan ile Cin idaresindeki Dogu Turkistan ile iliskileri kurmali mumkun degildi. Bu da genclerin zamanla Kazak Turkcesini, orf-adetlerini ve hatta Kazak olduklarini unutmalarini kolaylastiracakti. Boyle hazin bir duruma dusmemek icin anavatandan Turkiye’ye yapilan gocun kahramanlari hayatta iken, onlarin anlattiklarini kagida dokerek tarih ve orf-adetler konusunda eserler vucuda getirmek ve bunu yeni nesillere miras olarak birakmak elzemdi.

Bu konuda ilk eser, goc liderlerinden Alibek Hakim’in oglu Hasan Oraltay tarafindan “Hurriyet Yolunda Dogu Turkistan Kazak Turkleri” adiyla kaleme alinarak 1961 senesinde yayinlandi. Oraltay, Kazak tarihi ve kulturu konusunda genel bilgiler sunduktan sonra, babasi Alibek Hakim ve arkadaslarinin gocu hakkinda teferruatli bilgi verir.

Ayrica eserde Osman Batur ile Dogu Turkistan gecici hukumetinde Maliye Bakani olarak gorev yapan Kazak Canimhan Haci Tilevbayoglu’nun siyasi faaliyetleri ile ilgili degerli bilgiler yer alir. Kitabin ikinci baskisi 1976’da yapildi.

1977 yilinda Turkiye’deki Kazak yazarlardan Hizirbek Gayretullah’in “Altaylarda Kanli Gunler” adli eseri yayinlandi. Isa Yusuf Alptekin’in baskanligini yaptigi Dogu Turkistan Gocmenler Dernegi yayinlari arasinda cikan eser kollektif bir calismanin urunudur. 1960 senesinde Dogu Turkistanli Kazak ve Uygur Turkleri tarafindan Istanbul’un Zeytinburnu semtinde kurulan mezkur dernek, Turkiye’deki Kazaklarin tarih ve kulturunu arastirmak icin 1970’li yillarin ortalarinda bir komite kurdu. Bu komite Kazak gocune onculuk etmis tarihi sahsiyetler ile yasli kimselerin hatiralarini toplamaya gayret etti. Ev ev dolasarak goc ile ilgili belge ve resimler toplandi. Yazar ve gazeteci Hizirbek Gayretullah bu bilgi ve belgelerin isiginda eserini kaleme alarak yayinladi.

Eserde Kazaklarin Turkiye’ye yapilan gocu konusunda, olaylarin icinde yasamis kimselerin verdigi bilgilere dayanan cok degerli malumattar mevcuttur. Bugun bu kimselerin bir cogu vefat etmis bulunmaktadir. Eger bu eser yazilmamis olsaydi, goc ile ilgili bazi bilgilere ulasmak artik mumkun olmayacakti. Goc olaylarinin disinda kitapta Kazak Turklerinin orf-adetleri ile ilgili bir cok bilgi de yer almaktadir. Ornegin, eserde Kazak Turklerinin geleneksel ickisi Kimizin yapimi ve onun kimyasal analizi konusunda etraflica bilgi vardir. Eserin degerini arttiran bir diger husus da, Turkiye Kazaklarinin onde gelen sahsiyetlerinin bir cogunun fotograflarinin yer almasidir.

Arastirmalarin Kazaklari Turk halkina tanitmayi amaclayan II. doneminde, Halife Altay’in calismalari buyuk bir oneme haizdir. Halife Altay, Kazak Turkleri konusunda ikisi Anadolu Turkcesinde biri Kazak Turcesinde olmak uzere uc eser yayinladi. Bunlardan ilki 1977 senesinde “Kazaklara ait Secere” adiyla Anadolu Turkcesinde yayinlandi. Kitapcik seklinde yayinlanan bu kucuk eserde Turkiye’de yasayan bazi Kazak Turklerinin secereleri yer aldi. Burada bazi ailelerin secereleri 15-16 gobek ilerisine kadar goturulmektedir.

Ikinci eserinde Halife Altay, goc esnasinda sahit oldugu olaylari Kazak Turkcesinde manzum olarak kaleme aldi. 1980 yilinda “Estelikterim” (Hatiralarim) adiyla Istanbul’da yayinlanan kitap, Turkiye’de Kazak Turkcesinde yayinlanan ilk eser olma ozelligine sahiptir. Kazaklarin Turkiye’ye yaptigi gocu siir diliyle anlatmaya calisan Halife Altay, ozellikle Pakistan ve Hindistan’daki muhaceret gunleriyle ilgili degerli bilgiler vermektedir.

Yazar’in ucuncu ve en cok taninan eseri “Anayurttan Anadolu’ya” adini tasimaktadir. Eser ilk defa 1981 yilinda Ankara’da Kultur Bakanligi yayinlari arasinda cikti. Eserin ikinci baskisi 1999 senesinde yapildi. Eserde Kazak Turklerinin orf-adetleri ve Turkiye’ye yapilan goc genis bir sekilde anlatilmaktadir. Bu eser, Kazakistan’in bagimsizligini kazanmasindan sonra 1995 yilinda Kazak Turkcesine cevrilerek Almati’da yayinlandi.

Turkiye’deki Kazaklar uzerinde yapilan arastirmalarin III. safhasi 1980-1990 yillarini kapsar. Bu donemde arastirmacilarin Turkiye’deki ortama ayak uydurmus Kazaklarin sosyal, ekonomik ve kulturel hayatini incelemeye ilgi duymaya basladigini goruyoruz. Bu donemde Kazaklar, Turkiye’de gecen 30-40 yillik sure zarfinda, Kazak Turklerinin kendine has ozelliklerini korumakla birlikte, yasadiklari yeni vatana da uyum sagladilar. Goc yollarinda ve Pakistan ile Hindistan’da gecen sikintili gunlerden sonra, Turkiye’de yapilan hayat mucadelesinde basari kazandilar. Kimseye yuk olmadan gecimlerini temin edebiliyorlardi.

Ayrica bu donemde anavatandaki Kazaklar ile temaslar da basladi. 1970’li yillarin ortalarindan itibaren Kazakistan ile baglanti kuruldu. Bazi Kazaklar Almati’ya giderek, anavatani gormek imkanina sahip oldular. Diger taraftan Cin’in dis siyasetinde degisiklik yaparak dunyaya acilmasi, Turkiye’deki Kazaklara 1979 yilindan itibaren Dogu Turkistan’daki akrabalarini ziyaret etme imkani sagladi. Boylece 1930’li yillarin sonuna dogru irtibat kesilen Cin’deki Kazaklar ile 40 yil sonra tekrar munasebetler tesis edildi. Bu durumdan istifade eden Kazaklar 1980’li yillarda Dogu Turkistan’daki dogduklari ve cocukluklarinin gectigi yerleri ve akrabalarini ziyaret ettiler. Onlari davet ederek Turkiye’de agirladilar. Turkiye’deki ailesi ve diger akrabalari ile tanistirdilar.

Kazaklarin hayatindaki bu gelismeler, Isvecli arastirmaci Ingvar Svanberg’in arastirmasina konu oldu. 1979 ile 1986 yillari arasinda Turkiye Kazaklari arasinda arastirma yapan Svanberg, calismalarini 1989 senesinde “Turkiye’deki Gocmen Kazaklar” adiyla nesretti. Uppsala sehrinde Inglizce yayinlanan eserinde Svanberg, Turkiye Kazaklari hakkinda teferruatli bilgi vermektedir. Arastirmalari sirasinda Svanberg, Turkiye ve Turkiye’den cesitli ulkerele dagilan Kazaklarin hepsine ulasmaya calisti. Istanbul, Nigde, Izmir, Manisa gibi Kazaklarin yasadigi tum sehirleri dolasarak Kazak yasintisi hakkinda bilgi toplayan Svanberg, Turkiye’den isci statusunde Avrupa’nin Almanya ve Isvec gibi ulkelerine goc eden Kazaklari da ziyaret etti. Ayrica Svanberg, cesitli yonlerden Turkiye Kazaklarinin hayatina etki yapan Tayvan’a da giderek, oradaki Turkistan Dernegi yoneticileri ile yuksek tahsil yapmakta olan Turkiyeli Kazak ogrencileri ile gorustu.

Turkiye Kazaklari uzerine boylesine genis kapsamli calisma yuruten Svanberg, misafirperver Kazak halki arasinda arastirma yapmanin cok zor bir sey olmadigina dikkati cekmektedir. Svanberg’e gore, Turkiye Kazaklari ile sicak iliskiler kurmanin en iyi araci onlarla birlikte sutlu cay icmektir. Kazak Turkleri kendileri sutlu cay icmelerine ragmen, gelen yabanci misafirlere Turk usulu sutsuz cay sunarlar. Ancak, Svanberg’in tecrubesine gore, Kazaklara sutlu cay icmeyi tercih ettiginizi soylerseniz, ev sahibinin mutluluguna diyecek olmaz ve misafirperverligi bir kat daha artarak sizinle daha rahat konusmaya ve hatta sakalasmaya baslar. Ayrica Kazaklarin milli yemeklerine de ilgi gostermek gerektigine dikkat ceken Svanberg yemek secenler ile vejeteryanlarin Kazaklar arasinda arastirma yapamayacaklarini soylemektedir.

Svanberg eserinde Turkiye Kazaklarinin Kazakistan ile olan iliskilerine de temas etmektedir. Kazaklarin bu donemde turistik ziyaretler ile Kazakistan’a gitmeye basladiklarini vurgulayan Svanberg, bu hususta Avrupa’da yasamakta olan Kazaklarin daha fazla imkanlara sahip olduklarini ifade eder. Onun ifadesine gore, bu ziyaretlerin sonucunda Turkiye Kazaklarinin eline Kazak kulturune has malzemeler, ozellikle Kazak milli sazi dombra, Kazak sarkilarinin plaklari ve Kazak Turkcesinde kitap ve gazeteler ulasti. Bu malzeme turlerinden bir veya bir kacini her Kazak evinde gormenin mumkun oldugunu soyleyen Svanberg, bunu Turkiye Kazaklari ile Kazakistan arasindaki yogun iliskilerin bir gostergesi olarak kabul etmektedir. Turkiye Kazaklarinin liderlerinden Delilhan Canaltay’in bu iliskilerin artirilmasini tesvik ettigini, cevresindekileri Kazakistan’a giderek Kazak kulturu ve ortamini yasamaya davet ettigini soylemektedir.

Svanberg’in “Turkiye’deki gocmen Kazaklar” isimli eserinin bazi kisimlari Rusca’ya cevrilerek 1997 senesinde Almati’da yayinlandi.

III. Donemde Turkiye Kazaklarini arastiran diger bir arastirmaci Mark Kirchner’dir. Turk dili ve edebiyati sahasinda calismalar yapan Alman arastirmaci Kirchner, Turkiye Kazaklarinin dil ozelliklerini arastirdi. Bu konuda “Kazakcanin Fonolojisi, Istanbul’daki Kazak Gocmenlerinden Kaydedilen Hikayeler Uzerinde Incelemeler” adiyla bir doktora calismasi hazirladi. 1983 ve 1984 yillarinda Turkiye’ye gelerek Istanbul’da yasayan Kazaklar arasinda arastirmalar yapan Kirchner, Halife Altay, Hizirbek Gayretullah, Mansur Teyci, Zalebey Teyci, Abdulvahap Kara gibi on kadar Kazak ile yaptigi gorusmelerin ses kaydini aldi.

Almanya’ya dondukten sonra bu ses kayitlari uzerinde calisan Kirchner, bilgisayar yardimiyla Turkiye Kazaklarinin ses ozelliklerinin analizini yapti. Almanya’nin Mainz Universitesi Turkoloji Bolumu ogretim uyelerinden Prof. Dr. Lars Johanson’un danismanliginda calismalarini tamamlayan Kirchner’in doktora tezi 1992 senesinde 2 cilt halinde yayinlandi.

Rusca, Arapca, Farsca, Turkce, Ingilizce ve Fransizca bilen Kirchner Turkiye’deki arastirmalari sirasinda Kazak Turkcesini de iyi derecede konusacak kadar ogrendi. Onun Kazakca konusmasi, Turkiye’deki bazi Kazak yaslilarini hayrette birakip sempatisini kazanacak olcude guzeldi. Doktora calismalari esnasinda Turkiye Kazaklari arasinda topladigi Kazak atasozleri ile Kazakistan’da yayinlanmis Kazak atasozleri eserleri uzerinde calisma yapti. Bunlardan derledigi atasozlerini, Almanca cevirileriyle birlikte 1993 senesinde yayinladi. Bu eserde arastirmaci bin kadar Kazak atasozunun Almanca aciklamasini vermektedir.

Turkiye Kazaklari konusunda yapilan arastirmalarin IV. donemi Kazakistan’in Sovyetler Birligi’nin dagilmasindan sonra bagimsizligini elde etmesiyle iliskilidir. Kazakistan Turkiye’deki Kazaklar ile ancak bagimsizligini kazandiktan sonra ilgilenmeye basladi. Bagimsizliktan once Kazakistan’da kendi sinirlari disindaki, bilhassa Avrupa ulkelerindeki Kazaklar hakkinda arastirma yapmak ve kamuoyuna bilgi vermek olagan bir vaziyet degildi.

Bu durum Kazakistan’in bagimsizligini elde etmesinden sonra degisti. Kazakistanli yazarlar ile gazeteciler Turkiye’ye yaptiklari ziyaretler esnasinda burada yasayan Kazaklara buyuk ilgi gosterdi. Onlar arasinda bulunduklari sirada hissettiklerini, gorup duyduklarini Kazakistan’da gazete ve dergilerde yayinladiklari makalelerde ifade ettiler. Boylece Kazakistan kamuoyu Turkiye Kazaklari ile ilgili bilgileri edindiler. Bu konuda pek cok makale ve haber yayinlandi.

Bununla beraber Turkiye Kazaklari hakkinda ilk ve tek kapsamli ilmi calisma Sokan Velihanov Tarih ve Etnoloji Enstitusunun arastirmacisi Gulnara Mendikulova tarafindan yapildi. Onun “Kazak Diyasporasinin Tarihsel Kaderi, Dogusu ve Gelismesi” adli kitabi 1997 yilinda Almati’da yayinlandi. Rusca olarak yayinlanan eser, arastirmacinin ABD, Ingiltere ve Turkiye’de yasayan Kazaklar arasinda yaptigi incelemelere dayanmaktadir. Kitap konu olarak Kazakistan disinda yasayan butun Kazaklari kapsamakla birlikte, Turkiye’deki Kazaklarin sosyal ve kulturel hayatini genis bir bicimde ele almaktadir.

Mendikulova’nin eserinde Kazaklarla yaptigi gorusmelerin yanisira Kazakca, Turkce, Ingilizce ve Rusca olarak yayinlanan bir cok eserden de faydalandigi gozlenmektedir. Kitapta ayrica Turkiye Kazaklari ile ilgili bir cok resim de yer almaktadir. Eser Kazakistan kamuoyunun Turkiye Kazaklari konusunda ihtiyac duydugu bir cok bilgiyi ihtiva etmektedir.

Bagimsiz Kazakistan Cumhuriyeti ile yakin iliskiler kurmaya calisan Turkiye Kazaklari, Kazakistan kamuoyunun Turkiye Kazaklari hakkinda fazla bilgilerinin olmadigini farketti. Bu durum Turkiyeli Kazak yazarlari, Turkiye’deki Kazaklari Kazakistan’a tanitmanin gerekli oldugu dusuncesine sevkederek, Kazak Turkcesinde eserler yazmaya tesvik etti. Bu konuda ilk adim atan Hasan Oraltay eserini “Elim-aylap Otken Omir” (Vatan Hasretiyle Gecen Omur) adiyla 1999 yilinin Martinda yayinladi. Istanbul’daki Turk Dunyasi Arastirmalari Vakfi tarafindan yayinlanan kitabinda Oraltay gorup isittiklerini ve kendi basindan gecenlerini anlatmaktadir. Eserde Kazak Turklerinin Dogu Turkistan’da Cinlilere karsi isyanlari, goc esnasinda babasi Alibek Hakim’in etrafinda gecen hadiseler ve Turkiye’ye yerlestikten sonra yeni ulkeye uyum saglama esnasinda karsilasilan zorluklar etraflica konu edilmektedir.

Hasan Oraltay, kitabinda 1968-1995 yillari arasinda 27 yil calistigi Hurriyet Radyosu Kazak Servisi ile ilgili anilarina da yer vermektedir.

Turkiye Kazaklarinin diger bir yazari Halife Altay’in da 1999 yili icinde Kazakistan Kazaklarina Turkiye Kazaklarini tanitmak icin bir kitabi kaleme aldigini biliyoruz. Eser bitmis olup Almati’da basim icin bir matbaada beklemektedir. Kitapta Turkiye Kazaklarinin tarihi, kulturu ve ekonomik faaliyetleri anlatilmaktadir.

1999 yilinin sonlarinda Turkiyeli bir Kazak tarafindan yazilarak Almati’da Kazak Turkcesinde yayinlanmasi icin bir matbaaya teslim edilen ikinci kitabin yazari Delilhan Canaltay’dir. Dogu Turkistan’da 1949’da kurulan Gecici Milli Hukumetin Kazak uyesi ve Maliye Bakani Canimhan Haci Tilevbayoglu’nun oglu olan Delilhan Canaltay hatirat seklinde kaleme aldigi ve 2000 yili ortalarinda yayinlanan eser “Kiyli Zaman-Kiyin Kunder” adini tasimaktadir. Simdilerde 80 yasinda oldugu halde Istanbul’da yasamakta olan Delilhan Canaltay, eserinde Kazak kahramanlarindan Osman Batur Islamoglu ile ilgili bugune kadar hicbir yerde yayinlanmamis degerli bilgiler vermektedir. Bu acidan ele alindiginda bu eserin Cin’deki Kazaklarin yakin tarihinin bazi karanlik kalmis sayfalarina isik tutacagi muhakkaktir.

Ayrica Istanbul’da Gunesli semtinde 1970’li yillarin basinda Kazak Kenti’nin kurulmasina onculuk etmis olan Delilhan Canaltay, eserinin son kisminda bu kentin nasil kuruldugu konusunda cok degerli bilgiler vermektedir. Eserin en son bolumunde 30 kadar tarihi resmin yer almasi kitabin degerini daha da arttirmaktadir.

Turkiye Kazaklarini arastirmalarin IV. donemi bitmemistir. Bu donem Turkiyeli ve Kazakistanli yazar ve arastirmacilarin Turkiye Kazaklarinin tarihi ve kulturu dogrultusunda yapacaklari arastirmalar ile devam edecektir. Cunku bu konuda bugune kadar yapilan calismalarin yeterli oldugunu soyleyemeyiz. Bu yuzden konunun gelecekte bir cok arastirmaciyi cezbedecegini tahmin edebiliriz.

BIBLIYOGRAFYA
Altay, Halife, Kazak Turklerine Ait Secere, Istanbul 1977.
—————, Estelikterim, Istanbul 1980.
—————, Anayurttan Anadolu’ya, Ankara 1981.
Cagatay, Saadet, Kazakca Metinler, Ankara 1961.
Cakar, H. Ali, Turkistan Drami, Istanbul 1972.
Gayretullah, Hizirbek, Altaylarda Kanli Gunler, Istanbul 1977.
Godfrey, Lias, The Kazak Exodus, London 1956.
Oraltay, Hasan, Hurriyet Yolundaki Dogu Turkistan Kazak Turkleri, Istanbul 1961.
—————, Elim-aylap Otken Omir, Istanbul 1999.
Kirchner, Mark, Phonologie des Kasachischen, Untersuchung Anhand von Sprachaufnahmen aus der Kasachischen Exilgruppe in Istanbul, II Band, Wiesbaden 1992.
—————, Sprichtworter der Kasachen, Wiesbaden 1993.
Mendikulova, G. M., Istoricheskie Sud’by Kazakhskoy Diaspory, Proiskhojedenie i Razvitie, Almati 1997.
Svanberg, Ingvar, Kazak Refugees in Turkey, A Study of Cultural Persistence and Social Change, Uppsala 1989.

Not: Bu makale 2003’te yazilmis olup, 2006’da Ankara’da yayinlanan Prof. Dr. Nejat Diyarbekirli Armağan Kitabı ‘nda yer almistir.

Kaynak: http://aysan.blogcu.com/3509458/

 

 

Reklamlar

Read Full Post »

AVRUPA’DA NOGAYLAR

İçindekiler:

1. Giriş

a) Yazar hakkında

b) Tanıtımın amacı

2. Avrupa’daki Nogaylar kimdir?

a) Geldikleri yerler, geliş amaçları ve geliş zamanları

b) Yaşadıkları yerler

c) Yaşam biçimleri

d) Ünlü Nogaylar

3. Avrupa’da yaşayan Nogay kültürü

a) Yaşatılan adetler

b) Yemek kültürü

4. Dernekleşme çalışmaları

a) Hollanda Nogay Vakfı (SNN)

b) Almanya’daki gelişmeler

5. Sonuç

1. Giriş

a) Yazar hakkında

Fatih Polat, 29.09.1985 Ankara doğumlu. Kendisi konferansa Avrupa’da yaşayan Nogayların temsilcisi olarak katılmakta. Şu an Almanya’nın Giessen şehrindeki Justus Liebig Üniversitesinde Almanca ve İnglizce öğretmenliği bölümünde öğrenim görmektedir. Aynı zamanda gönüllü olarak Türkoloji derslerine katılmaktadır.

Aslen Türkiye’nin Konya İlinin Kulu Kazasının Seyitahmetli Köyü’ndendir. Babasının iş durumu nedeniyle küçük yaşta Almanya’ya gelmiştir.

Nogay Türkleriyle ilgili çalışmalarda aktif olarak bulunan Fatih Polat, yoğun bir şekilde diğer aktivistlerle birlikte dernekleşme hazırlıkları yapmaktadır.

b) Tanıtımın amacı

Bugün Avrupa’nın birçok yerinde sayısı hiçte azımsanmayacak kadar Nogay Türkü yaşamaktadır. Belki de dünya Nogayları arasında en az bilgiye sahip olduğumuz Nogay topluluğu bu topluluktur. Bu okumakta olduğunuz tanıtım sizlere Avrupalı Nogaylar hakkında bilgi vermeyi amaçlamaktadır.

Bu tanıtımda şu sorulara yanıt aranmaktadır: Avrupalı Nogaylar kimdir? Sosyal hayatları nasıl şekillenmektedir? Ekonomik durumları nasıldır? Kültürel değerleri nelerdir? ve son olarak dünyadaki diğer Nogay topluluklarıyla benzerlikleri ve farklılıkları nelerdir?

Yani bu tanıtım Avrupa Nogay toplumunun sosyolojik, ekonomik ve kültürel açıdan irdelenmesidir.

Ne yazık ki bugün, Avrupalı Nogay Türkleri yaşadıkları diğer milletler içinde kökleri yüzyıllara dayanan öz kültürlerini kaybetmekle yüz yüzedirler. Bu tanıtım, şu günlerde yapılan St. Petersburg’taki Nogay Konferansında yapılan tüm tanıtım ve konuşmalar gibi, bu soruna bir çare arama yoludur. Zira önümüzde bulunan bu kültürel ve sosyolojik problemi ancak Nogay Türk topluluklarının birbirini tanıması çözebilir. O yüzdendir ki önümüzdeki yıllarda birbirimizi daha iyi tanıma ve kaynaşma yolları aramalıyız. Aramızdaki bölgesel farklılıkları göz ardı ederek, ortak değerlerde birleşerek aramızdaki, zaten var olan bağları daha da güçlendirmemiz gerekir. İşte bu tanıtımın en büyük amacı budur: Dünyadaki Nogay Türklerine Avrupa’daki kardeşlerinin yaşamlarını göstermek ve onların da Nogay Türklerinin bir parçası olduğunu kanıtlamaktır.

2. Avrupa’daki Nogaylar kimdir?

Dünyanın bir çok yerinde Nogay Türkleri yaşamaktadır. Tarihin belki de en acımazca davrandığı bir boy olan Nogay Türkleri, bugün dünyanın her yerine dağılmıştır. Özellikle Rusya Federasyonunun çeşitli bölgelerinde (Dağıstan, Karaçay Çerkez Cumhuriyeti, Çeçenya, Stavropol ve Astrahanda). Bunun yanı sıra Romanya’da, Kırım’da ve Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde (Kulu, Şereflikoçhisar, Ankara, Konya, Balıkesir, Adana, Gaziantep ve Eskişehir) Nogay Türkleri bulunmaktadır.

Bu Nogay toplulukları hakkında az yada çok hepimizin bilgisi vardır. Ama çoğu zaman göz ardı edilen, ama sayıları hiçte azımsanmayacak bir Nogay topluluğu da, bugün özellikle Batı Avrupa’da yaşamaktadır. Peki kimdir bu Nogaylar?

a) Geldikleri yerler, geliş amaçları ve geliş zamanları

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde yaşayan Nogay Türklerinin büyük bir çoğunluğu Türkiye’nin Tuz Gölü civarlarında (Kulu ve Şereflikoçhisar’a bağlı Kırkkuyu, Şeker, Akin, Seyitahmetli, Boğazören, Doğankaya ve Ağılbaşı) bulunan Nogay köylerinden gelmiştir. Bunun yanı sıra Eskişehir’in bazı köylerinden, Balıkesir’in Karakaya Köyü’nden ve Rusya Federasyonun çeşitli yerlerinden gelen Nogaylar da, sayıları gerçekten çok az olsa da Batı Avrupa’da yaşamaktadırlar.

Nogay Türkleri 1960’lı yıllardan başlayarak günümüze kadar gelen bir göç hikayesi içindedirler. Bu göç hareketi yalnızca Nogaylara mahsus bir olay değildir. Nogaylar Avrupa’nın Türkiye’den, geçtiğimiz yüzyılda yaşanan, iş gücü getirme politikası nedeniyle gelmiştir. İkinci dünya savaşından sonra Avrupa, Türkiye gibi bazı ülkelerden iş gücü talep etmiş ve bu yabancıların arasında Türkiye’den gelen Nogaylar da bulunmuşlar. Bunun nedeni, Türkiye’nin Avrupa’ya en çok göç veren bölgesinin İç Anadolu bölgesi olmasıdır ve Türkiye Nogayları da en yoğun bu bölgede yaşarlar.

Yani özetlemek gerekirse Avrupa’da yaşayan Nogaylar 1960’larda buraya iş gücü olarak getirilen Nogay Türklerinin çocukları ve torunlarıdırlar.

Az sayıda gelen Nogay Türkünün bu denli büyük sayılara ulaşması da, Nogayların Avrupa’ya geldikten sonra aile birleşimi yoluyla, eşlerini Avrupa’ya getirmelerine ve bu sayede çoğalmalarına bağlamak gerekir.

b) Yaşadıkları yerler

Bugün Avrupa’nın en büyük Nogay topluluğu Hollanda’da, özellikle Delft ve Rotterdam şehirlerinde yaşamaktadır. Hollanda Nogay Vakfından (SNN) aldığım verilere göre bugün yaklaşık 400 hane Nogay, yani tahminen 2000 Nogay Hollanda’da ikamet etmektedir. Bu Nogayların tamamına yakınını yukarıda belirtilen Tuz Gölü civarındaki Nogay Türkleri oluşturmaktadır. Özellikle Kulu’ya bağlı bulunan Kırkkuyu Köyü 120-135 haneyle en yoğun olarak temsil edilen Nogay köyüdür.

Ayrıca Almanya’da da özellikle Köln ve Frankfurt şehirleri arasında yaklaşık 30 hane, daha güneyde de yine Münih ve Stuttgart arasında da yaklaşık 20 hane Nogay Türkü vardır. Bu Nogaylar da Hollanda Nogayları gibi çoğunlukla Tuz Gölü civarı Nogaylarıdır. Ancak Düsseldorf ve civarında yaklaşık 5 hane de Balıkesir’in Karakaya Köyünden Nogaylar vardır. Almanya’nın başkenti Berlin’de de Rusya’dan bir Nogay ailenin yaşadığını bilmekteyiz. Ama Hollanda Nogaylarına nazaran Almanya Nogayları daha dağınık bir şekilde yaşamaktadırlar.

Bunun yanı sıra bugün İsveç’te, Norveç’te, Danimarka’da, Avusturya’da ve Fransa’da da Nogay Türkleri yaşamaktadır. Bunların da yine tamamına yakını Kulu ve Şereflikoçhisar Nogaylarıdır. Dünyanın diğer bölgelerinden gelen Nogay Türklerinin sayıları azdır.

c) Yaşam biçimleri

Avrupa’daki Nogayların ekonomik durumları çoğunlukla gayet iyidir. Birçoğu yaşadıkları ülkelerin vatandaşlığını almıştır. Yaşadıkları şehir ve köylerde mülk satın almışlar, ve yaşadıkları ülkelerin yasa ve normlarına dayanan bir hayat tarzı benimsemişlerdir. Ayrıca Türk-İslam kültürünü de yaşatmaktan da geri durmamaktadırlar. Kendilerini çoğu zaman Türk ya da Tatar olarak tanımlayan Nogay Türkleri, genel yaşam biçimi olarak bir Türk ailesinden ayırt edilemezler.

Yerel siyasette aktif olan bazı Nogay Türkleri, bugün şehir parlamentolarında boy göstermektedirler.

d) Ünlü Nogaylar

Bu Nogay topluluğunun içerisinde spor, edebiyat, bilim ve siyaset alanlarında ün kazanan kişiler bulunmaktadır. Bunların başta gelenleri hiç şüphesiz ünlü futbolcular İlhan Mansız ve Uğur Yıldırım’dır.

İlhan Mansız aslen Eskişehir’in bir Nogay köyündendir. Kendisine Nogay Türklerinin sahip çıktığı gibi Kırım Tatar Türkleri de sahip çıkarlar. Özellikle 2000’li yılların başında Türkiye’nin ünlü spor kulüplerinden Beşiktaş’ta gösterdiği performansla ve 2002’de Japonya ve Güney Kore’de düzenlenen Dünya Futbol Şampiyonasında attığı gollerle ön plana çıkan İlhan Mansız, Almanya’da yaşayan bir Nogay ailesinin çocuğudur. Şu an futbolu bırakarak Türkiye’de mankenlik ve reklam oyunculuğu yapan ünlü futbolcu, en son Japonya’da top koşturmuştur.

Hollanda milli takım futbolcusu olan Uğur Yıldırım ise, Kulu’nun Kırkkuyu köyündendir. O da Hollanda’da yaşayan bir Nogay Türk ailesinin çocuğudur. Dünya frikik şampiyonu olarak, birçok dünya starını geride bırakan genç sporcu, şu an Hollanda’nın birinci lig takımlarından SC Heerenveen takımda top koşturmaktadır.

3. Avrupa’da yaşayan Nogay kültürü

a) Yaşatılan adetler

1860’larda Türkiye’ye ve bundan 100 yıl sonrada Batı Avrupa’ya gelen Nogay Türkleri, hiç şüphesiz ki bazı adet ve geleneklerini kaybetse de Nogay Türk kültürüne has bazı özellikleri korumaktadırlar. Tabi burada bir genelleme yapmaktan kaçınmamız gerekir, zira ortak davranış biçimlerine uymayanlar, her toplulukta olduğu gibi Avrupalı Nogaylarda da vardır. Peki nedir bu adetler?

Nogay Türkleri ata yurtlarından binlerce kilometre uzaklıkta yaşasalar da, bugün hala kendi boy atlarını unutmamışlardır. Bu boylardan özellikle iki tanesi öne çıkmaktadır (Türkiye Nogaylarında olduğu gibi): “Comboyluk” (yani Yemboyluk) ve de “Cetsan” (ya da Yedisan).

Bugün bu geleneklerin yaşadığının diğer önemli göstergelerinden biri, Nogay Türklerinin ana ve babaya gösterdikleri saygı ve karşılığında gördükleri sevgidir.

Aslında bu geleneklerin çoğu diğer Türk boylarında da mevcuttur. Mesela bir Nogay genci asla babasının yanında uzanarak yatmaz ya da ana-babasından önce sofraya oturmaz. Babaya karşı çıkmak çok büyük bir tabu’dur.

Yine başka bir örnekte düğün merasimleridir. Düğünlerde Nogaylara has oyunlar oynanmaktadır. Türkiye’de yaşayan Nogay Türklerinin “Kobız” olarak nitelendirdiği akordeon eşliğinde “Kanakiy” olarak adlandırılan oyun oynanır ve akrabalar “Şappaz” söyleyerek evlenecek çift için para toplar. Nogaylar mesafe tanımaksızın özellikle yakın akrabalarının düğünlerine iştirak ederler (mesela İsveç’ten Almanya’nın güneyine gelinmesi beklenen bir şeydir).

Yine aynı şekilde cenazelerde de Nogaylar, birbirlerine başsağlığı ve taziye dilemek için uzun mesafeler kat edebilirler.

Cenaze evlerinde kadınlar “Bozlav” denilen ahıtlar yakarlar. Erkekler ise bir arada oturup, Kur’an okurlar.

Cenazeler genellikle Türkiye’ye götürüldüğü için, burada ki cenaze merasimleri taziye niteliğindedir.

Yine Nogayların bir araya geldiği bir zamanda İslam’ın kutsal ayı olan Ramazandır. Birbirine mesafe açısından yakın olan Nogay Türkleri (ve tabiki diğer müslümanlar) birbirlerini “avız aşbağa” yani iftar yemeğine davet ederler.

Dini bayramlarda yine Nogaylar tarafından akraba ve dost ziyaretleriyle değerlendirilir. Büyüklere “Kol almağa” yani el öpmeye gidilir. Tabi İslam dinine uygun olarak kurban bayramında birde kurban kesilir ve akşamına et suyundan “sorpa”, “inkal” (bazı Nogaylarca “aldama” olarak ta bilinir) yapılarak ailece yenilir.

Nevruz ve Sabantoy Avrupalı Nogaylarca pek kutlanmayan bayramlardır. Ancak son yıllarda dernekleşme ile başlayan hareketlilik, bu bayramlarından yavaş yavaş önem kazanmasını beraberinde getirmiştir.

Giyim ve kuşam kültürü olarak Avrupalı Nogaylar, Türkiye’den gelen giyim tarzını benimsemişlerdir. Özellikle yaşı ilerlemiş bayanların tamamına yakını “cavlık” takarak başlarını islami kurallara uyarak örterler. Genç nesilde bu biraz farklıdır. Genç Nogaylar genellikle yaşadıkları ülkenin giyim modasına uyarlar (tabi çoğunluğu bazı dini kurallara uyarak).

b) Yemek kültürü

Çok zengin bir yeme ve içme kültürü bulunan Nogay Türklerinin Avrupa’daki temsilcileri de dünyanın muhtelif yerlerinde yaşayan Nogaylara benzer bir mutfağı vardır. Elbette Türk ve hatta yaşadıkları ülke mutfağının etkileri de bulunmasına rağmen (tabi domuz eti hariç), Avrupalı Nogaylar kendi mutfaklarına da önem verirler. Özellikle de “ayak şay” (ya da “Nogay şay”) sofralarda hiç eksik olmaz.

Bir başka önemli yemek türü de hamur işleridir: “inkal” (“aldama”), “üyken börek” (“kazan börek”), “kassık börek”, “taba börek”, “şil börek”, “kalakay” ve “bavırsak” Nogay mutfağının vaz geçilmezleri arasındadır.

Özellikle misafir geldiğinde yapılan bu yemekler, beraberce afiyetle yenilir. Tabi günlük hayatta da bu yemekler Nogay sofralarını süslerler.

Bavırsak bayram ve cenaze gibi önemli günlerde yapılır ve konuklarca Nogay şay eşliğinde yenilir.

Bir başka Nogay yemeği ise Türkiye’de “helva” olarak bilinen “mamelek”tir (ya da “maymılavuk”). Bu yemek hafif olduğu için genellikle kahvaltılarda yenilir. Kahvaltılık başka yemekler ise “aside” ve “torta”dır.

Tabi Türk sofra kültürünün vazgeçilmez bir ögesi de et’tir. Hemen belirtelim, Avrupa Nogayları da Türkiye Nogayları gibi at eti yemezler. Daha çok sığır ya da koyun eti yerler (“sıyır” ve “koy”). Suda kaynayan hemen hemen tüm yemeklerde et suyu (“sorpa”) kullanılır.

Alkollü içkiler sofralarda bulunmaz. Dinimizce haram olduğu için düğünlerde dahi açıktan içilmez. İçki içenler gizliden içerler.

Kımız Avrupalı Nogaylar’ca bilinmeyen bir içkidir.

4. Dernekleşme çalışmaları

Son yıllarda Avrupa’da yaşayan Nogay Türklerinin bir dernek çatısı altında toplanma arzusu ortaya çıkmıştır.

a) Hollanda Nogay Vakfı (SNN)

19 Mart 2006 tarihinde kurulan Hollanda Nogay Vakfı (SNN) bu derneklerden ilkidir. Yaklaşık dörtyüz Nogay Türk ailesini temsil eden Vakıf, Hollanda makamlarınca yasal olarak tanınmıştır. Büyük gayretlerle kurulan derneğin yönetim kurulu dokuz üyeden oluşmaktadır. Bu yönetim kurulu Avrupa’da yaşayan Nogay Türklerinin geliş yerlerine göre oluşmuştur. Yani her köye Hollanda’daki nüfus durumuna göre yönetimde temsil hakkı verilmiştir: Bu kurala göre Kırkkuyu ve Şeker köyleri ikişer, Akin, Seyitahmetli, Boğazören, Doğankaya ve Ağılbaşı köylerine birer kontenjan verilmiştir.

Başkanlığını Adnan Berkcan’ın yaptığı dernek finansmanını üyelerin aylık ödemeleriyle karşılamakta. Şu anda Rotterdam Zuid’te bir büro kiralamakla meşgul olan dernek, şu ana dek pek bir varlık gösterememiştir.

Vakfın hedefleri şunlardır: Nogaylar arasında birlik ve beraberlik oluşturmak, yardıma muhtaç Nogaylara (Avrupa’da ve Türkiye’de) ekonomik yardım etmek, her yıl Rotterdam’da “sabantoy” şenliği düzenlemek, gençlere kültürel seminerler ve folklor kursları vermek ve Nogay dilini gençler arasında yaygınlaştırmak.

Vakfın şu anda tam tamamlanmamış bir de web sitesi vardır:

www.avrupali-nogaylar.com

Aynı zamanda sportif faaliyetleri de destekleyen Vakfın bu alanda ilk başarısı da kuruluşundan kısa bir zaman sonra 02.04.2006 tarihinde Hollanda’nın Rotterdam şehrinde Doğuş Gazetesinin geleneksel olarak düzenlediği voleybol turnuvasında gelmiştir. SNN Voleybol takımı bu turnuvayı kazanmıştır.

b) Almanya’daki gelişmeler

Hollanda Nogaylarının dernek kurması Almanya’da yaşayan Nogaylara da örnek olmuştur. Jasmin Yıldız, Ramazan Orak ve Fatih Polat gibi akademisyenlerin başını çektiği grup SNN’yle irtibat halinde yürütülen çalışmaları başlatmıştır. Henüz çok yeni olan bu gelişmede pek ilerleme sağlanamamıştır.

Fikir olarak üç proje ortaya çıkmaktadır:

1) Almanya’da da Hollanda’da olduğu gibi ayrı bir dernek ya da vakfın kurulması

2) SNN’e bağlı olan Almanya şubesinin kurulması.

3) Resmi olarak iki dernek kurup (Hollanda ve Almanya) bu derneklerin Federasyon oluşturması (Avrupa Nogay Vakfı)

Hangi fikrin yoğunluk kazanacağı ileriki günlerde netlik kazanacaktır.

5. Sonuç

Başta da belirttiğimiz gibi bu çalışmanın amacı dünyanın diğer yerlerinde yaşayan Nogay Türklerine Avrupa’nın ortasında yaşayan kardeşlerini tanıtmaktır. Bu amacımıza ulaştıysak ne mutlu bize.

Peki neden bu gibi çalışmalara ihtiyacımız var? Türk kültürünün ayrılmaz bir parçası olan Avrupa’daki Nogay Türkleri, ne gibi tehlikelerle karşı karşıya olduklarını kolaylıkla anlamışlardır. Türk kültürünün Avrupa kültürü içindeki asimilasyonunu durdurabilmek için için Nogay toplulukları ile birlikte diğer Türk topluluklarının birbirlerini, girişte de belirttiğimiz gibi tanıması gerekir. Bu da ancak buna benzer çalışmalarla mümkündür. Bu sayede Nogay Türkleri ortak kültürel değerleri rahatça belirleyebilir ve bunları bilinçli bir şekilde muhafaza edebilir.

Bu çalışmada kaynak olarak kullandığımız “Nogay Türkleri Bülteni”ne (www.nogayturkleri.org), bizzat sorularımı cevaplayan Nogay ailelerine, yine bilgi veren ve röportaj teklifimi kabul eden SNN Başkanı Sayın Adnan Berkcan’a teşekkür ederim.

Aynı zamanda bu konferansı organize eden ve biz Nogaylara birbirimizi tanıma imkanı sağlayan Sayın Kistaman Kazalieva’ya, konferansın maddi sponsorluğunu üstlenen ve bana maddi olarak bütün imkanları sağlayan Sayın Arsen Matakayev’e ve Rusya’ya gelebilmem için büyük efor sağlayan değerli dostum Sayın Eldar Karasov’a ayrıca teşekkürlerimi sunarım.

 

Fatih Polat

 

Read Full Post »

1850’lerde başlayan büyük göçlerin ardından Anadolu topraklarına gelen Nogay Türkleri, devrin yönetimi tarafından farklı bölgelere iskân edildi. Osmanlı Devleti’nin son iki yüzyılında, Anadolu’ya doğru cereyan eden göç hareketleri neticesinde, bölgenin nüfusunun demografik yapısının değiştiği söylenebilir. Kırım, Balkanlar ve Kafkaslar üzerinden gerçekleşen göçler sonucu Anadolu topraklarında Nogay Türk nüfusu oluştu / arttı…

Osmanlı Devleti’nin yıkılışının ardından Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliği ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Atatürk’ün ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ sözü ile işaret ettiği üzere devlet sınırları içinde kalan tüm vatandaşları Türk olarak kabul etti…

 

1989 yılında Berlin duvarının yıkılışı ve ardından Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birlikte dünya yeni bir döneme girmiş oldu. İki kutuplu uluslar arası sistem yerini A.B.D. merkezli tek kutuplu uluslar arası sisteme bıraktı. Sovyetlerin dağılışı ile Türkiye, tarihin kendisine vermiş olduğu misyon ile yüzleşmek durumunda kaldı. İlk başlarda, ayağı yere basmayan iddialı siyasî söylemler eyleme dönüşemediği gibi yaşanan gelişmeler Türkiye’nin bu duruma hazırlıksız yakalandığını da ortaya koydu…

***

Göçlerin yaşandığı ve Nogay Türklerinin Anadolu topraklarına gruplar halinde ve genelde farklı bölgelere iskân edildiklerinden itibaren 1950’lere kadar yaşadıkları köylerde dışarıya kapalı bir şekilde hayat sürdürdükleri söylenebilir. Bu durum sayesinde göç ile beraber getirdikleri Nogay Türk kültürünü ve dilini yaşatabilmişlerdir. Dışarıya kapalı şekilde devam eden sosyal yaşam evliliklere de yansımıştır. 1980’lere kadar geçen sürede Nogay Türklerinin dışarıdan kız alıp dışarıya kız vermeleri çok sık rastlanır bir durum değildir. Diğer adetlerde de kültürün yaşadığı görülür. Cenaze törenleri, kız ayttıruv, şeytan ötbezi, kına toyu, sünnet toy, it köyneği gibi adetlerin kapalı köy hayatında varlığını devam ettirdikleri söylenebilir.


Televizyonun köylere girişinin ve Nogay Türk nüfusunun önemli bir kısmının şehirlere göçünün ardından Nogay Türk kültürünü ve dilini muhafaza etmek eskisi gibi olmayacaktır. Bir yandan şehirleşen ve şehirleştikçe de Nogay Türk kültüründen uzaklaşan nüfusun yanında köylerin diğer köylerden göç alması da Nogay Türklerinin kültürel özelliklerini olumsuz etkilemiştir ve etkilemektedir.


Türkiye’deki Nogay Türk köylerinin geleceği ise karamsar bir tablo olarak karşımıza çıkmaktadır. Birçok Nogay Türk köyleri kapanmıştır ya da köylerin kapanmasına ramak kalmıştır. Diğer köyler ise demografik yapıları ve kültürel özelikleri değiştiğinden Nogay Türk iddiasını taşımaktan uzaklaşmaktadırlar.


Türkiye merkezli düşünüldüğünde (Bu durumun Nogay Türklerinin yaşadığı diğer devletlerde de farklı olmadığı söylenebilir) köyler, Nogay Türk kültürü, dili ve kimliği açısından birinci dereceden öneme haizdir. Köyler olmadan Nogay Türk kimliğinin yaşaması ve yaşatılması mümkün gözükmemektedir.


Birçokları için ecdât, işte bu köylerden ibarettir. Nogay Türk kimliğinin yaşadıkları coğrafyalarda oluştuğunu düşünenlerin sayısı az değildir. En azından göç olayının gerektiği kadar araştırılmadığı aşikârdır. Oysa ki, Nogay Türk iddiası taşımak için tarihin doğru analiz edilmesi, göçler önceki dönemlerin anlaşılması, göçlerin nasıl gerçekleştiği, Anadolu’ya ilk gelen Nogay Türklerinin nelerle karşılaştıklarının bilinmesi gerektiği gibi; romantik tarih anlayışından uzaklaşarak rasyonel tarih bilincinin oluşması/oluşturulması da gerekmektedir…

***

Sovyetlerin dağılması sonucu tek kutuplu hale gelen yeni uluslar arası sistem, küreselleşmenin de önünün açılmasına sebep olmuştur. Dünya bir taraftan tek pazar haline dönüşürken öte yandan da tek kültürlü bir yapıya doğru sürüklenmektedir. Aynı hayat tarzını benimseyen, benzer eğlence hayatına sahip, üç aşağı beş yukarı aynı beklentiler içine giren insanlar milliyet ve sınır tanımaksızın çoğalmaktadır. 1940’larda yapılan bir çalışmada A.B.D.’nin önemli teorisyenlerinden birisi olan Antony Toynbee, insanlık tarihinin 26 büyük medeniyet gördüğünü ve bugün için ancak 10 medeniyetin ayakta kalabildiğini iddia etmiş; yakın gelecekte ise yalnızca Batı medeniyetinin ayakta kalacağını ve geri kalanların da bu medeniyet çerçevesinde dönüşeceklerini iddia etmiştir.


Sovyetlerin dağılışına kadar Türkiye’nin (genel itibariyle) Sovyet topraklarındaki Türk topluluklarını yeteri kadar tanımadığı ve takip etmediği; bu topluluklar üzerinde gereken politikalar oluşturmadığı anlaşılmıştır. Atatürk’ün ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ söylemini temel dış politika hedeflerinden birisi haline getiren Türkiye, kendisini ülke sınırlarına hapsetmiştir. O zamanlar Dış Türkler tabiriyle ifade bulan Türk toplulukları daha sonra Türkî Cumhuriyetler ya da Türkî topluluklar olarak adlandırılmışlardır. Oysa ki, Türkî demek Türk’e benzeyen anlamını taşımaktadır…


Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içinde, 1990’lara kadar daha ziyade Tatar kimliğiyle tanının Nogay Türkleri, bu dönemlerden itibaren Tatarlığı reddeder biçimde Nogay Türk kimliği üzerine vurgu yapmaya başlamışlardır. Sovyetlerin dağılması ile demir perde inmiş ve birçok topluluk bağımsızlığını kazanmış ya da özerkliğe kavuşmuşlardır. Nogay Türkleri, Türkiye başta olmak üzere Balkanlar’da Romanya’da, Bulgaristan’da; Kırım’da; Kafkasların değişik bölgelerinde hayatlarını sürdürmektedir. Bunlardan Kafkasya’nın durumu diğerlerinden ayrılmaktadır. Dünya üzerinde Nogay kimliğinin resmiyet kazandığı tek yer Kafkasya’dır. Kafkasya’da beş ayrı bölgede Nogaylar yaşamaktadır. Nüfusları konusunda muhtelif rakamlar olmakla birlikte ancak çelişkili tahminler yapılabilmektedir.


Akademik dünyada yeteri kadar çalışılmamış bir konu olan Nogay Türkleri, Türkçe olarak yayınlanmış yayınlarda da kendisine gerektiği gibi yer bulamamıştır. Balkanlar’da, Kırım’da ve Kafkasya’da yaşayan soydaşları/boydaşları hakkında yeterince bilgi sahibi olmayan Türkiye’deki Nogay Türklerinin durumunu en iyi açıklayan örneklerden birisi de şu örnek olmalıdır: 1997 yılının haziran ayında basılan ve konusunda ilk olma iddiasını taşıyan Nogay Türkleri adlı kitapçıkta Nogay Türklerinin tarihi, kültürü ile dünü, bugünü ve yarını konu edilmiştir. İlginçtir ki, 100 sahifeyi aşkın hacmiyle bu çalışma içerisinde Nogay millî bayrağının ne bir resmi/sembolü ne de hakkında en ufak bir açıklama vardır. Buna karşın internet kullanımının artışı ve gerek Türkiye’den Kafkaslar ile temasa geçen Türkiye’deki Nogay Türkleri gerekse de Kafkaslardan Türkiye’ye gelen Nogaylar arasında geliştirilen iletişim neticesinde Nogay millî sembolü olan “kanatlı kurt”un varlığı anlaşılmış ve Türkiye’deki Nogay Türklerinin birçoğu da bu sembolü kullanmaya başlamışlardır. Bu sembolde kullanılan figürün, daha ziyade Rus kültüründe kullanılan ‘grifon’ olduğu da göz ardı edilmemelidir.


Birleşmiş Milletler örgütüne bağlı bir uzmanlık kuruluşu olan UNESCO (United Nations Educational Scientific and Cultural Organization) tarafından geçtiğimiz yıllarda hazırlanan rapora göre: Önümüzdeki yirmi beş yıl içerisinde bazı diller konuşulmaz hale gelerek tarih sahnesinden çekileceklerdir. Maalesef ki, Nogay dili de bu diller arasındadır. Araştırma konusu, yalnızca Kafkasya’da Nogay resmî kimliğini taşıyan nüfusu kapsamakla birlikte bu çalışmaya gerek Türkiye’de yaşayan Nogay Türklerini gerekse de diğer bölgelerde yaşayan Nogay Türklerini dahil etmek yanlış olmayacaktır.

***


Türkiye’deki Nogay Türk köylerinin muhafazası Nogay Türk kültürünü ve dilini canlı tutacağı gibi, Türkiye dışındaki Nogaylar ile geliştirilecek iletişim için de faydalı olacaktır. Köyler, bir bakıma dünümüz ile yarınımız için bir köprü görevini üstlenmektedir. Aradan köprülerin atılması ya da bu köprülerin yıkılması bu bağı yok edecektir. Köylerin Nogay Türk kimliği korunmalı ve bu şekilde de Nogay Türk kimliği sağlamlaştırılmalıdır.


Nogay Türk kimliğine vurgu yaparak çalışan dernek, vakıf ve diğer kuruluşların yeniden vizyon ve misyon tanımlamaları gerekmektedir. Bu kuruluşlar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve karşı taraftaki muhatap devletler ile (Balkanlarda Romanya ile; Kırım’da Ukrayna ve Kırım Özerk Cumhuriyeti yönetimi ile Kafkaslarda ise Rusya Federasyonu ve Özerk yönetimler ile) iletişimin kurulmasında ve ilişkilerin oluşturulmasında aktif rol oynamalıdırlar. Unutulmamalıdır ki, günümüz uluslararası sistemin aktörleri arasında sivil toplum örgütlerinin ağarlığı giderek artmaktadır.


Nogay Türk dilinin yaşaması ve yaşatılması için akademik ağırlıklı çalışmalar yapılmalıdır. Çağdaş Türk Lehçeleri bölümlerinde Nogay Türk gençlerinin okuması/okutulması gerekmektedir. Bu bölümde Nogay Türkçesi üzerine master, doktora yapmak isteyen öğrenciler teşvik edilmeli ve desteklenmelidir.


Gerek şahsî olarak gerekse de dernekler aracılığı ile Nogay Türklerinin yaşadığı her yerde sivil toplum kuruluşları oluşturmaları sağlanmalıdır. Kurulan sivil toplum kuruluşları ile paralel politikalar izlenmeli ve ortak bilinç oluşturulmalıdır. Ortak faaliyetler izlenmelidir. Uluslararası nitelikte konferanslar, festivaller gibi hem akademik ağırlıklı hem de kültürel faaliyetler düzenlenmelidir. Dil kurultayları düzenlenerek Nogay Türk dili yaşatılmalıdır. Kafkasya’da yayınlanan yayınlar Türkçe’ye çevrilmeli ve Nogay Türkçesi ile yayınlanan yayınlar Latin harfleri ile düzenlenip Türkiye’de yayınlanmalıdır.


Tek kültürlü bir yapıya doğru sürüklenen dünya öte yandan da etnik yapıların mikro milliyetçilik akımlarıyla karşılaşmıştır. Bu bağlamda Nogay Türk kimliği mikro milliyetçilik olarak gelişmemelidir. Nogay Türk kimliği, Türklük şemsiyesi altında gelişmeli ve insanlık tarihinin zenginliği olarak varlığını idame ettirmelidir.


Sonuç itibariyle, Nogay Türk kimliğinin varlığının devamı için ciddî çalışmalar yapılmalıdır. Dernekler vasıtası ile Nogay Türk kimliğine vurgu yaparak aidiyet duygusu geliştirilmeli ve Nogay Türkleri arasında ortak bilinç oluşturulmalıdır. Şehirler, bölgeler hatta ülkeler arası münasebetler geliştirilmek suretiyle Nogay Türk kimliğine vurgu yapılmalıdır. Türkiye Türkçesi ile birlikte Nogay Türkçesi, Türk dünyasının büyük bir bölümü ile iletişim kurmak için yeterlidir demek çok da iddialı bir söylem olmayacaktır. Bu nedenle, Nogay Türk dilinin yaşatılması sanıldığından daha büyük öneme haizdir.


Nogay Türk kimliği, kültürü ve dilinin yaşatılması için köylerin stratejik önemi vardır. Bu nedenle köyler, ne olursa olsun, yaşatılmalıdır. Köyler, dünümüz ile yarınımız arasında kurulmuş köprülerdir. Bu köprüler, korunmalı ve hatta sağlamlaştırılmalıdır…


  Mustafa Esken

 

Read Full Post »